Borçlar Hukuku kavramını anlatmak için öncelikle Borç kelimesinin hukuk anlamında tanımını yapmamız gerekmektedir. Borç; Bir davranışta bulunmak, bir şeyi vermek, bir davranıştan kaçınmak veya bir hükümlülüğün altına girmektir. Kanunumuzda bu borcu yerine getirmesi gereken kişiye borçlu denir. Kişinin yerine getirmesi zorunda olduğu fiil ise, kanunumuzda edim olarak adlandırılmıştır.

Borçlar Hukuku, borç ilişkilerini düzenleyen kuralların bütünüdür. Borçlu borcunu ifa etmez ise, alacaklı, devlet zoruyla alacağını elde etme hakkını, borçlar kanunu yoluyla da alabilir. Borçlu herhangi bir borcunu ifa etmez ise bundan tüm malvarlığı ile sorumludur.

Borç ilişkisini doğuran sebebe borcun kaynakları denir. Borçlar sözleşmeden, haksız eylemden yada sebepsiz mal edinmeden doğabilir.

 

Eşya hukuku ise kişiler ile eşyalar arasındaki doğrudan doğruya “hakimiyet ilişkisini” düzenleyen hukuk dalıdır. Bu hakimiyet ilişkisi bir hakka dayanıyorsa “ayni haklar”, bir hakka dayanmıyor, sadece fiili bir durumdan ibaret kalıyorsa “zilyetlik” denir.

Eşya hukukunun üç ana konusu; -Ayni haklar,

-Zilyetlik,

-Tapu sicili’dir.

 

AYNİ HAKLAR Kişilere belli bir eşya üzerinde doğrudan doğruya hakimiyet sağlayan haklara denir.  Türk hukukunda MK’un eşya hukukuna ilişkin kuralları “sadece ayni haklara uygulanır” Kavram olarak üç temel unsuru vardır. A-Mevcut belli bir eşya üzerindedir B-Doğrudan doğruya hakimiyet sağlar C-Herkese karşı etkilidir, herkese karşı ileri sürülebilen bir haktır. Ayni haklar herkese karşı ileri sürülebilen dolayısıyle herkes tarafından ihlali mümkün olan mutlak haklardandır. Bu sebeple kimin hangi eşya üzerinde ne gibi ayni haklara sahip olduğunun başkaları tarafından açıkça anlaşılması gerekir. Buna “aleniyet ilkesi”, ayni hakların kamuya açık olması ilkesi denir. Taşınmazlarda bu “tapu sicili”, taşınırlarda “zilyetlik” vasıtasıyle sağlanmaktadır. Taşınmazlarda tapuda mal kimin adına kayıtlı ise, o kişi malın sahibidir. Aksini iddia eden kanıtlamak zorundadır. Ayni şekilde bir taşınırın zilyedi de, o malın sahibidir. Aksini iddia eden kanıtlar.

AYNİ HAKLARIN ÇEŞİTLERİ Ayni haklar, kişilere sağladığı yetkilere göre ikiye ayrılmaktadır.

A-Mülkiyet Hakkı MK 683 göre “ bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir”. Türk hukukunda “liberal, sosyal bir mülkiyet anlayışı hakimdir”. Bu hak sahibine üç çeşit yetki verir. -Malı kullanma (usus) -Maldan yararlanma (fructus) -Malda tasarruf etme, yani başkasına temlik etme, mal üzerinde başka sınırlı ayni haklar tesis etme, malı tahrip etme (abusus) Eğer eşyaya tek bir kişi malik ise “müstakil mülkiyet”, birden fazla kişi malik ise “birlikte mülkiyet” söz konusu olur. Birlikte mülkiyet ise, eğer malikler belli paylarla mala malik iseler “müşterek mülkiyet”, Belli payları olmaksızın ortaklık şeklinde mala malik iseler “elbirliği mülkiyeti” veya “iştirak halinde mülkiyet” söz konusu olur.

B-Sınırlı Ayni Haklar 1.İrtifak Hakkı Hak sahibine, irtifak hakkı borçlusuna ait bir malı kullanma hakkı veren yahutta mal sahibine mülkiyet hakkının tanıdığı bazı hakları kullanmaktan kaçınma borcu yükleyen ayni haklara “irtifak hakları” denir.

  • Eşyaya bağlı: Bir gayri menkul üzerinde diğer bir gayrimenkul lehine tesis edilen irtifaktır. Malın el değiştirmesi ile irtifak hakkı sahibi de değişir. Örn. Geçit hakkı
  • Şahsa bağlı: Bir şahsa bağlı olarak kurulan irtifaktır. Şahsın ölümü ile sona erer.  -İntifa: Malı kullanma -Sükna: Evde oturma
  • Karmaşık İrtifak hakkı: Hem şahsa hemde eşyaya bağlı olarak kurulabilir.  -Üst hakkı (inşaat hakkı) -Kaynak hakkı -Diğer irtifaklar
  • Taşınmaz Yükü (gayrimenkul mükellefiyeti) Bir taşınmaz malikinin, “bu taşınmaz dolayısıyle ve bu taşınmaz karşılık olmak üzere bir kimseye karşı verme veya yapma borcu altına girmesi”dir. MK 839 “bir taşınmaz malikini yalnız o taşınmazla sorumlu olmak üzere diğer bir kimseye bir şey vermek veya yapmakla yükümlü kılar” Eğer borçlu bu borcu yerine getirmezse alacaklı o taşınmazı sattırıp alacağını tahsil edebilir. Yani rehin hakkı ile desteklenmiştir. Taşınmaz yükü en çok 20 yıl için kurulabilir. Belli şartlarda taraflar sözleşmeyi feshedebilirler.
  1. Rehin Hakkı Alacaklıya borcun ifa edilmemesi halinde rehin konusu olan eşyayı icra vasıtasıyla paraya çevirterek, alacağını, satım bedelinden tahsil yetkisi veren, bir ayni haktır. Tasarruf yetkisi rehinli alacaklıya geçmiştir.
  2. Menkul rehni: -Teslimi meşrut (şart olan) menkul rehni -Hapis hakkı -Hak ve alacaklar üzerinde rehin
  3. Gayrimenkul rehni: -İpotek -İpotekli borç senedi -İrat senedi

ZİLYETLİK Zilyetlik, tapu sicilinin taşınmazlarda oynadığı hukuki rolü, taşınırlarda oynar. Her iki müessesenin de ana amacı, ayni haklara “aleniyet kazandırmaktır”.  Mülkiyet hakkı “eşya üzerinde hukuki bir hakimiyet” olarak tanımlanırken, Zilyetlik “eşya üzerinde fiili bir hakimiyet sahibi olma ”halidir . Zilyetliğin tanımında “eşya üzerinde bir menfaatin mevcudiyeti” yer almaz. Bir eşyanın zilyedi olabilmek için iki unsurun gerçekleşmesi gerekir.

  1. Fiili hakimiyet (Corpus): Zilyet ile eşya arasında yer itibarıyle yakınlık, maddi bir ilişkidir. Eşya üzerindeki fiili hakimiyetin -Az veya çok, “belirli ölçüde devamlılık” taşıması gerekir. -Tekrar kurulacak şekilde geçici kaybı zilyetliğin kaybına yol açmaz. Bir kişinin eşya üzerindeki fiili hakimiyetini hayat tecrübelerine göre de çıkarabiliriz. Örn. Kapı önüne parkedilen araba üzerindeki fiili hakimiyetimiz. -Kendi fiili hakimiyetini tanıyan kiracı, taşıyıcı, tamirci gibi bir kişiye bırakmış olması halinde de bu kişiler vasıtasıyla, eşya üzerindeki fiili hakimiyeti devam ediyor sayılır. Ancak bu kişiler birinci zilyedin eşya üzerindeki fiili hakimiyetini tanımazlarsa, artık onun eşya üzerindeki zilyetliği de, sona ermiş olur. -Mahkeme bir dava sonunda zilyetliği devretme kararı verse “kişi mahkeme kararı ile zilyetliği kazanabilmiş olmaz
  2. Zilyetlik iradesi: Zilyetlik, “bir eşyayı zilyet olma iradesi ile fiili hakimiyet altında bulundurma olarak tanımlanabilir”. Bir eşya üzerinde devamlı bir hakimiyet kurma iradesi “animus possidendi” olarak tanımlanmaktadır. Savigny bunu malik gibi davranma iradesi “animus donendi”, Jhering yararlanma amacıyle hakim olma iradesi “animus tenendi” olarak tanımlıyordu. Kişinin eşyaya zilyed olma iradesi olmadıkça, eşyanın zilyedi olması mümkün değildir. Bir kimse cebine gizlice konan esrarın veya paranın konduğu anda sırf eşyanın “eylemli hakimiyet”inde olması sebebiyle zilyedi olamaz. Bir kimsenin haberi olmadan fiili hakimiyet sahasına bırakılan şeyler üzerinde zilyetlik iradesi oluşacağı kabul edilebiliyorsa, buna “farazi zilyetlik iradesi” denir. Örn. “dükkanında bulunmadığı sırada borçlunun ifa amacıyla mal bıraktığı alacaklı” zilyettir. Sadece “miras yoluyla zilyetlik iktisabında, zilyetlik iradesinin oluşumuna gerek yoktur”. Zilyetlik iradesi ayni zamanda, zilyetliğin kazanılmasında, zilyedin “temyiz kudretine sahip olmasını” da gerekli kılar. Örn. Ayırtım gücü olmayan “denizden balık yakalasa zilyet değildir”. Bu, özellikle mülkiyetin işgal ve ihraz yoluyla kazanılmasında önem kazanır. Zilyetlik iradesinde (bir defa doğduktan sonra) devamlılık aranmaz. “Fiili hakimiyetin varlığı zilyetlik iradesinin varlığına karine teşkil eder”. Aksini iddia eden kanıtlamak zorundadır.  Yargıtay taşınmazın “ekonomik olarak kullanılmasını” zilyetliğn bir unsuru olarak kabul etmektedir

    Zilyetliğin İşlevleri

1. Taşınır mallar üzerindeki haklarda “aleniyeti sağlar”. Taşınmazlar üzerinde “ayni hakların aleniyet kazanmasına hizmet etmez”.

2. Taşınırlarda kural olarak “mülkiyetin nakli ve diğer ayni hakların tesisi” zilyetliğin devri ile mümkündür.

3. Üçüncü şahısların iyiniyetle malik olmayan zilyetlerden iktisapettikleri ayni haklar, bazı istisnalar dışında korunur.

Zilyetlik, ayni hakların kazanılmasına hizmet eder:

a) Taşınırlar -İhraz yoluyla kazanılmasına hizmet eder. “sahipsiz bir taşınırı malik olmak iradesiyle zilyetliğine geçiren kimse, onun maliki olur”.

Zamanaşımı: “Başkasının taşınır bir malını davasız ve aralıksız 5 yıl iyiniyetle zilyetliğinde bulunduran kimse zamanaşımı yoluyla o taşınırın maliki olur

b )Taşınmazlar i-İşgal: “Tapu kütüğüne kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetinin işgal yoluyla kazanılması, ancak kaydının malikinin istemiyle terkin edilmiş olmasına bağlıdır. Tapusuz taşınmazlar üzerinde işgal yoluyla mülkiyet kazanılamaz” MK 707. ii-Zamanaşımı: –Olağan Zamanaşımı: “Geçerli ve hukuki bir sebep olmaksızın tapu kütüğüne malik olarak yazılan kişi, taşınmaz üzerindeki zilyetliğini davasız ve aralıksız olarak 10 yıl süreyle ve iyiniyetle sürdürürse, onun bu yolla kazanmış olduğu mülkiyet hakkına itiraz edilemez” MK 712. iii-Olağanüstü zamanaşımı: “tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak 20 yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” MK 713.

  1. Zilyetlik, hukukumuzda bir hak olmamakla birlikte “hukukun koruduğu” bir durumdur. 6.Zilyetlik “şahsi hakların kuvvetlenmesini”, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülmesini sağlayabilir.  Zilyet-Zilyet Yardımcısı (Hizmet Zilyedi) Bir kimse, bir eşyayı zilyed olma iradesiyle değil de, başkasına bir hizmet ifa etmek amacıyle elinde bulunduruyorsa, bu şahsa zilyet değil “zilyet yardımcısı” denir. Zilyet yardımcısı: -Asıl zilyedin emir ve talimatıyle hareket eder. Altlık-üstlük ilişkisi vardır -Zilyetle arasındaki ilişki dıştan açıkça görülebilir nitelikte olmalıdır -Eşyayı kendisi için değil zilyedin bir hizmetini ifa etmek için kullanır -Eşya üzerinde bir ayni veya şahsi hak iddiasında bulunmamalıdır. Zilyet yardımcısından “iyi niyetli iktisaplar korunmaz”. Zilyet yardımcısı “zilyetlik davaları da açamaz”. Zilyet yardımcısı “zilyetliği kuvvet kullanarak koruyabilir”. Mala sınırlı veya ayni veya şahsi bir hakka dayanarak zilyet olan kişi, malikin mülkiyet hakkını inkar ederse fiili “görevi kötüye kullanmak” veya “zimmet suçu” sayılır. Zilyed yardımcısı başkasının, zilyetliğini tanır ve eşya üzerinde hiçbir ayni veya şahsi hak iddiasında bulunmaz. Zilyedin zilyetliğini inkar veya gasb ederse, kendisi malın asli zilyedi haline gelir. Ama ceza hukuku anlamında “hırsızlık” suçunu işlemiş olur.

Zilyetliğin Hukuki Niteliği Zilyetlik bir hak değildir, sadece hukukun koruduğu ve bazı sonuçlar bağladığı bir fiili durumdur. Bununla beraber arkasında gizli bazı haklar vardır. Ancak zilyetliği hak olarak kabul edersek hırsızın zilyetliğini korurken çaldığı eşya üzerinde meşru bir hakkı olduğunu kabul etmemiz gerekecektir. Halbuki hukuk düzeni, hırsızın zilyetliğini korurken , subjektif bir hakkın korunması amacıyle değil, hukuk güvenliğini ve kamu düzenini muhafaza amacıyle hareket etmektedir. Zilyetlik “doktrine göre hukukun koruduğu bir durumdan ibaret uygulamaya göre ayni bir haktır”.  Zilyetliğin Konusu Ayni hakların konusu olabilen taşınır ve taşınmaz eşyalar, zilyetliğe de konu teşkil ederler.

Ayni haklara konu olmayan;  -Bütünleyici parçalar, asıl eşyadan ayrı olarak zilyetliğin konusu olabilirler. Örn.Bir evin duvarının reklam için kiraya verilmesi. -Kamu malları zilyetliğin de konusu olamazlar. Örn “devlet orman arazisi”. -Kamu hizmetine tahsis olunan ve menfaati umuma ait taşınmazlar MK göre zilyetliğe konu olmazlar. Ancak 3091 sayılı TZYTÖK uygulama yönetmeliği bu taşınmazlar üzerindeki kamu hukukundan doğan hakimiyet ilişkisini de zilyetlik olarak vasıflandırmıştır ve idari korumaya almıştır. -Devletin hüküm ve tasarrufunda olan dağlık, taşlık arazi ihya ve zilyetlikle iktisabı mümkün olduğundan, bu araziler üzerinde zilyetlik tesisi mümkündür -Para ve kambiyo senetleri ile hisse senetleride zilyetliğe konu olur -İrtifak hakları ve taşınmaz yükü de zilyetliğe eş sayılmıştır.

TAPU SİCİLİ Tapu sicili, taşınmazlar üzerinde mevcut hakları açıklamak, bunların tesisini ve devirlerini sağlamak için devlet tarafından ve devletin sorumluluğu altında tutulan, kamuya açık resmi sicillerdir. Tapu sicili “ayni hak ihdas ediyor, alenilik sağlıyor ve yenilik doğurucu işlevi vardır”.  Roma ve İslam hukukunda tapu sicili müesesesi mevcut değildi. Bugünkü tapu sicili sisteminin aslı Germen hukuku kaynaklıdır.  Osmanlı İmparatorluğunda resmi kayıtların Kanuni Süleyman zamanında başladığı görülür. Araziden alınacak vergi ve diğer gelirleri saptayabilmek amacını güdüyordu. Türkiyede arazi rejimini düzenleyen ilk kanun 1858 tarihli “Arazi Kanunu” olmuştur. Örfi olarak uygulanan kurallar Cevdet Paşa tarafından yazılı hale getirilmiştir. Bu kanun araziyi beş türe ayırmaktaydı:

1- Arazi-i Memluke (Mülk Arazisi): Kişilerin özel mülkiyetinde olan araziler idi. Bu arazilerin statüsü bugünkü hukukumuzda özel mülkiyete tabi taşınmazların statüsü gibidir.

2- Araz-i Miriye (Miri Arazi): Rakabe, mülkiyet hakkı devlete, intifası kişilere bırakılmış tarım arazisi idi. Devlet bu arazilerin intifasını bir ücret karşılığı kişilere bırakırdı. Bu intifa hakkı izinle başkalarına devredilebilirdi. Bu devir resmi bir deftere yazılırdı. Ama haricen devir de yapılabilirdi. 1874 de bir nizamname ile “Defter-i hakani teşkilatı” kuruldu. Mülki ve miri arazi zabıt defteri adı verilen, resmi bir deftere kaydedilmiştir.

3- Araz-i Mevkufa (Vakıf arazisi): Vakıflara tahsis edilmiş arazileri ifade etmektedir. Bu arazilerin devlet tarafından müsaderesi veya kişilerce zilyetlik ile iktisabı mümkün değildir. -Gerçek vakıflar: Mülk arazisinin tahsisidir. Bunların zamanaşımı ile iktisabı mümkün değildir. -Gerçek olmayan vakıflar: Miri arazinin tahsisidir.  -Mazbut vakıflar: Yönetimsiz kalıp devlete geçen vakıflardır.

4- Araz-i Metruke: Kamunun kullanımına terkedilmiş arazi anlamındadır. Bu araziler bugünkü idarenin yol, köprü, meydan gibi hizmet ve orta malına tekabül etmektedir.

5- Araz-i Mevat (Ölü arazi): Hiç kimsenin hüküm ve tasarrufunda bulunmayan “ham arazi” idi Bunların hukuki statüsü bugünkü hukukumuzdaki “devletin hüküm ve tasarrufundaki araziye” benzemektedir. “Zilyetlik yolu ile ihya edilerek iktisap edilebilir”.1913 yılında taşınmazlar üzerindeki tasarrufların “resmi memur önünde yapılması ve resmi zabıt defterine yazılması esası” getirildi. 1926 yılında kabul edilen MK’a uygun olarak 1930 yılında “tapu sicil nizamnamesi” çıkarıldı. Bunun yerini 1994 yılında “tapu sicil tüzüğü” aldı. Medeni Kanun, Mecelle’yi yürürlükten kaldırmıştır. Ancak MK 18 md. MK’dan önce tesis edilmiş ve MK’a göre tesisi mümkün olmayan ayni hakların “eski kanun hükümlerine tabi olacağı”nı açıklamaktadır.

 

Borçlar Hukuku ve Eşya Hukuku Alanındaki Dava Vekilliği Hizmetlerimiz

  • Maddi ve Manevi Tazminat Davaları
  • Alacak davaları
  • İstisna, Vekalet ve Tellallık Sözleşmesinden doğan davalar
  • Haksız fiilden doğan tazminat davaları
  • Basın yolu ile yapılan haksız saldırılara ilişkin tazminat davaları
  • Kiralama ile buna ilişkin tüm davalar
  • Tahliye Davaları
  • Kira bedelinin tespiti davaları
  • Kira bedelinin artırılması davaları
  • Ödeme yerinin tayini davaları
  • Zilyetlik davaları
  • Ecrimisil davaları
  • Elatmanın önlenmesi (müdahalenin men-i)  davaları
  • Her türlü irtifak hakkının kurulmasına ilişkin davalar
  • İstihkak davaları
  • İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) davaları
  • Önalım (şüfa) davaları
  • Tapu iptal ve tescil davaları
  • Tapu Müdürlüğü ile kişiler arasındaki davalar
  • Tapu kayıtlarında mevcut hataların düzeltilmesine yönelik davalar
  • Kamulaştırma Davaları
  • Arazilerin planlamasından ve ruhsat için gerekli izinlerin verilmemesinden doğan davalar
  • Taşınır ve taşınmaz malların devri, satışı ve bunlara dair sözeşmelerden doğan davalar
  • İpotek ve rehin tesisi ile bunların fekkinden doğan davalar